Bir Dizinin Gelebileceği Son Nokta: Mad Men!

Bir Dizinin Gelebileceği Son Nokta: Mad Men!

Mad Men, televizyon dizisinin gelebileceği son noktadır. Matthew Wiener tarafından yaratılmış 7 sezonluk devasa bir yapım. Bir dizi değil, edebi bir eser olarak düşünün onu. Tekrar tekrar okuyabileceğiniz bir başucu kitabı olarak düşünün.

Mad Men, diğer alıştığımız dizilere göre daha yavaş tempolu bir dizidir, bundan dolayı sıkıcı olduğunu söyleyenler olacaktır aldırış etmeyin. Mad Men, karakterleri göstermez, bizim anlamamızı ve hissetmemizi bekler. Diğer dizilerdeki gibi sizden sadece ekran başında durmanızı istemez, biraz daha çaba isteyen bir dizi.

“Aşk dediğiniz şey benim gibi adamlar tarafından icat edildi, kadın çorabı satmak için.”

Mad Men, kısaca 1960-69 yılları arasındaki Amerika’daki bir reklam ajansında kreatif direktör olan Don Draper’ın (Jon Hamm) ajanstaki ve kişisel yaşantısındaki hayatını anlatır. Bu tanım doğru fakat eksik. Çünkü Mad Men’i diğer dizilerden ayıran birçok farklı özelliği var. Sadece reklamcılığa ilgisi olanların izlemesi gereken bir dizi değil. Zaten son sezonlara doğru gittikçe olay reklamdan falan kopuyor, bir adamın anlam arayışı ve yolculuğu halini alıyor. Amerika’da 1960-69 yılları arasındaki toplumsal olayları, kültürel devrimi, insanların hayatlarının nasıl değiştiğini anlamak için harika bir kaynak.

1960ların Cinsiyetçi, ırkçı, homofobik ortamını sonuna kadar hissediyoruz. Hippi hareketinin ve feminizmin yükselişi birebir olarak karakterlerle verilmiştir. Ayrıca Beatles konseri, Muhammed Ali – Sonny Liston boks maçı, Marilyn Monroe’nin ölümü, Kennedy suikastı, Amerika’nın aya çıkışı gibi önemli olayları ve olayların topluma tepkisini görüyoruz.

Mad Men’deki her karakter sıradan bir tip değil, hepsinin çok farklı iç dünyası var. Tüm karakterler gri. Suçluyu suçlayamıyoruz, masuma sen masumsun diyemiyoruz. Karakterler, bir duruma olumlu veya olumsuz bir tepki verdikleri veya tepki vermedikleri zaman bunu çok iyi anlıyoruz. Hiçbir şey yüzeysel değil.

Mad Men, toplumsal olayların karakterlere olan etkisini, değişimlerini gözler önüne serer. Yani hem dönem hem karakter dizisidir.

“Eksik kaldık çünkü çok şey istiyoruz. Perişanız çünkü bunları elde edince, eskiden sahip olduklarımızı istiyoruz.”

Ve Karşınızda Donald Draper!

Donald Draper’ı anlatmak o kadar zor ki… Ne kadar anlatırsak anlatalım mutlaka eksik bir şeyler kalacaktır. Diziyi izlerken de “Ne yapıyor bu adam? Neyin peşinde?” gibi soruları sordurtmayı pek çok kez başardı. Onu anlamak için çocukluğuna, ailesine, küçükken yaşadıklarına, eski kimliğine gitmek gerekir. Dizide Don Draper’ın geçmişi flashbacklerle harika bir biçimde ilmek ilmek işlenmiş.

Annesinin bir hayat kadını olması ve çocukluğunda belli bir kısmı genelevde geçirmesinin kadınlara olan bakışında önemli bir rol oynar, etrafında hep çok fazla kadın olmasına alışmıştır. Harika bir evliliği, onu seven güzel bir karısı da olsa bu ona yetmez. Gözü hep dışarıdadır. Zaten sigara içişi, bakışları, şık takım elbiseleriyle çoğu kadının da gözü ondadır.

Hayatı bilinmezlikle dolu bir adam Don Draper, hayatı boyunca hep kaçıyor, saklanıyor. İsmi sahte, hayatı sahte. Askerde teğmenini kaza sonucu öldürüyor ve onun kimliğini alıyor. Kim hayatına Dick Whitman olarak devam etmek ister ki? Yeni bir başlangıca ihtiyacı vardı. Daha Donald Draper kimliğini alır almaz üniformasını gören bir kadın ona ilgi gösteriyor ve karakterimiz de sonrası da çorap söküğü gibi geliyor. Kardeşinin intihar etmesine sebep oldu. Dizinin sonlarında da bunu daha fazla sürdüremeyeceğini anlıyor ve sorunlarıyla yüzleşiyor.

Tüm bu kötü özelliklerine rağmen Donald Draper gerçekten harika bir reklamcı. Onun dâhiyane fikirlerine hangimiz hayran kalmadık ki? Onu ofiste sabahlarken bile izlemek insanı ona hayran bırakıyor. İnsanları çok iyi okuyor, insanların nasıl işleneceğini biliyor bu yüzden de işinde çok başarılı.

Bir yorum yazmaya başla
Yorum
Name
Mail adresiniz